Hitchcock Sineması Üzerine - 1

    Alfred Joseph Hitchcock. 1989 doğumlu İngiliz sinemacı. Tüm zamanların en iyi gerilim yönetmeni. Daha önce Sinemanın Dehası : Hitchcock yazımda biraz ondan bahsetmiştim. Bu sefer ustanın sinema filmlerine yönelik bir yazı ile devam ediyoruz. Rear Window, The Birds, North by Northwest ve Vertigo gibi unutulmaz filmlere imzasını koyan Hitchcock, sinemanın gerilim alanında gördüğü en büyük ustalardan biri, belki de en büyüğüydü.

 Özet
Genç bir kadın aşık olduğu yakışıklı Maxim De Winter'la evlendikten bir süre sonra Maxim'in eski eşi Rebecca'nın birkaç ay önce gizemli bir şekilde ölmüş olduğunu öğrenir ve kocası ile olan ilişkisinin her zaman Rebecca'nın gölgesinde kalacağını farkeder. Film boyunca adı telafuz edilmeyen kadın, aynı zamanda kendisini evin yeni kadını olarak kabul etmek istemeyen hizmetçi Mrs. Danvers'ın kıskanç ve takıntılı tavırları ile başa çıkmak zorundadır. Alfred Hitchcock'un Daphne Du Maurier'ın bir romanından uyarladığı Rebecca yönetmenin aynı zamanda ilk Amerikan yapımı filmi olma özelliğini taşıyor. 1940'ta En İyi Film dalında Akademi Ödülü'nü kazanan filmin yapımcısı David Selznick'in bir önceki filmi Rüzgar Gibi Geçti de, aynı dalda ödül sahibi olmuş ve efsaneleşmişti.  
İnceleme-KısaKısa
 Rebecca, ustanın en iyi açılış sekanslarından birisi ile açılıyor. Bu giriş ile bizi avucuna alan Hitchcock, filmin sonuna kadar da bırakmayacak bir hikayeye başlıyor. Atmosferi ile beni en çok etkileyen iki Hitchcock filminden birisi olmuştur(Diğeri ise Psycho). Gerilim ve gizemin birbirine eşlik ettiği ve son ana kadar bizi diken üstünde oturtan bir film. Hitchcock'un anlatım gücü konusunda ustalığı bu yapıt ile kendini gösteriyor. Filmde kullanılan mekanlar ve oyunculuk ön plana çıkan iki unsurdan birisi. Özellikle oyunculuklar konusunda Hitchcock'un seçimleri yine çok doğru olmuş. Hizmetçi rolünde izlediğimiz Judith Anderson, film boyunca geren ve insanı rahatsız eden oyunu ile bende büyük etki bırakmıştır. Filmde en etkilendiğim konu ise, Rebecca. Evet film boyunca Rebecca diye bir karakter göremiyoruz belki de. Olmayan bir karakteri ete kemiğe büründüren Hitchcock ise, neden büyük bir yönetmen olduğunu tekrardan kanıtlıyor bize. Rebecca, ustanın ABD yapımı olan ilk filmi. Üstelik bu ilk film ile akademiden 'En İyi Film' oscarını kazanmıştır. Bir sabah uyanırsınız ve hayal meyal gördüğünüz rüya aklınızda kalmıştır. Belki önemsiz bir şeydir ama uzun zaman aklınızdan çıkmaz ve zihninizin derinlerinde yer yer belirir ya hani, işte Rebecca da böylesine bir rüya gibi.. 
Özet
Nazi casusu olduğu gerekçesiyle suçlanan bir babanın kızı olan Amerika vatandaşı Alicia Huberman'a, hükümetin Rio’daki bir Neo-Nazi grubu hakkında bilgi toplaması ile ilgili görevde ajanlık yapması teklif edilir. Görev sebebiyle tanıştığı Delvin’e aşık olan Alicia, teklifi kabul eder. Sözkonusu grup, babasının eski arkadaşlarından oluşmaktadır. Görev sırasında çete üyelerinden Alexander Sebastian kendisine aşık olur ve evlenmek ister. Alicia ise aşkına karşılık aradığı Delvin ve görevi arasında ikilemde kalacaktır.
İnceleme-KısaKısa
Anlatım tekniği ve çekim tarzı ile Hitchcock' un klasikleri arasında yerini almıştır. Usta yönetmen ''Back Projection'' tekniği ile büyük bölümü Brezilya(Rio)'da geçen filmini Rio'ya hiç gitmeden çekmiştir. ''Ajan'' temalı filmde arka planda geçen aşk ve pişmanlık gibi alt metinler filmin hikayesini son ana kadar farklı bir noktada tutuyor. Gerilimin dozunun diğer Hitchcock filmlerine oranla düşük olduğu ve kopuk kopuk aktarıldığı film konusu, oyunculukları ve akıcı metini isayesinde kendinden söz ettiriyor. Filmde ki davet gecesi oluşturulan gerilim ve Bergman'ın malikhanede yaşadıkları öne çıkan sahnelerden. Her ne kadar sönük gibi görünsede, Hitchcock ustanın eseri olması ve eş değer filmlerle kıyaslandığı zaman usta yönetmen yine farkını ortaya koyuyor. Başrollerde ise Cary Grant ve İngrid Bergman ikilisi bulunuyor. Cary Grant, eski hollywood sinemasına yakışan en iyi jönlerden biri. Bu filmde de ikili çok uyumlu ve sade bir oyunculuk sunuyor bizlere. İngrid Bergman ise, Hitchcock'un sarışın fetişi yansımasının sonucu yine başrolde karşımıza çıkıyor. Film son ana kadar koruduğu gerilim ve garip sonu ile ustanın klasik filmlerinden biri arasına giriyor.

Özet
Brandon ve Philip, New York'ta yaşayan iki genç arkadaştır. Macera peşindeki iki kafadar yakın arkadaşları David Kentley'i öldürüp evlerindeki bir sandığa kapatırlar. Amaçları aynı gece evde bir parti vermek ve maktül yemek masası olarak görev yapan sandığın içindeyken insanları ağırlamaktır. Üstelik misafirler arasında David'in babası Henry Kentley ve kız arkadaşı Anita Atwater da vardır. Hiçbir şeyden habersiz bu insanlar partinin tadını çıkarmaya çalışırken, konuklar arasında bir isim ortamda bir şeylerin yolunda gitmediğini fark etmeye başlar..
İnceleme-KısaKısa
''Ropes End'' adlı tiyatro oyunundan uyarlanan Rope, ustanın tek mekan harikası filmlerinden birisi. Bundan sonra gelecek olan Dial M For Murder ve Rear Window adlı filmlerinin habercisi niteliğindedir. Sadece salonda geçen hikayede Hitchcock, çok sevdiği konu olan cinayet ve cinayetin kusursuzluğu olgusu üzerine kafa yoruyor. Finalinde ise yaptığı sosyolojik varsayımlar, belkide gerçekler ise sonunda ayrı bir düşünceye sevkediyor insanı.  Filmin en önemli yanı ise, çekim tekniği. Hitchcock, biçim ve kurgu gibi kavramların daha yeni yeni farkedildiği 1940'lı yıllarda ''kesintisiz,sürekli çekim'' olarak da adlandırılabilecek bir yöntem kullanmıştır. Filmde, usta yönetmen film makaralarını hiç kesmeden sonuna kadar çekiyor, ikinci makaraya geçişlerde ise daha önce belirlenen bir kesitten tekrar devam ederek filmin planlarını birbirine paralel bir biçimde bağlıyordu. Usta bu şekilde hiç kurgu oluşturmadan, filme tiyatro havası katarak çektiği bu film ile biçim örgüsü konusunda ki ustalığını eşe dosta herkese bağıra çağıra gösteriyordu adeta. Bunun yanı sıra filmin alt metinleri incelendiğinde, basit ve üstünkörü bir yapıya sahip olmadığı, aksine filmin felsefik ve ciddi bir konu üzerine oturtulduğu final sahnesinde geçen konuşmalarla açıkça ortaya çıkıyor. 



Özet
Alfred Hitchcock, Frederick Knott'un beğenilen oyunu Dial M for Murder'ı Grace Kelly, Ray Milland ve Robert Cummings'in dahil olduğu bir aşk üçgenini şüphenin mükemmel bir karışımı ile anlatıyor. Kelly, buradaki rolü ve beğenilen diğer iki 1954 performansları ile New York Film Eleştirmenleri ve National Board of Reviewk'in En İyi Kadın oyuncu ödüllerini kazandı. O, Cummings'i sever, kocası Milland onu öldürme planları kurar. Fakat planını anlatmak için yanlış bir numarayı arar, ve doğru numarada yanlış cevap alır ve parlak makaslar ölümcül bir silaha dönüşür. Mükemmel bir gerilim için 'M'yi çevirin.
İnceleme-KısaKısa
Senaryo ve kurgu alanında, benim için en iyi Hitchcock filmi! Ana fikir olarak yine ''kusursuz cinayet'' kavramını ele alan, diyalogları ve oyunculukları ile öne çıkan yapımda Grace Kelly masumiyetiyle, Ray Milland ise karizmasıyla kendinden söz ettiriyor. Hatta öyle ki, karısını öldürtmeyi planlayan R.Milland etkileyici oyunuyla izleyicileri kendi yanına çekiyor, aslında özünde iyi insan diyerekten -benim gibi, seyircinin katili savunacak duruma gelmesini sağlıyor. Film satranç oyunu gibi ilerliyor. Karısını öldürme planı, planın ters yüz olması, Ray Milland'ın kıvrak ve zekice manevrası ve finalde sonlanacak olan gerilim dolu sahneler. Özellikle Ray Milland'ın telefonda karısının haykırışları ve çığlıklarını dinlediği sahne Hitchcock vari bir plan olmuş. Usta yönetmenin ayrıntılara takıntısı filme yansımış. Çekim açıları, hikaye kurgusu, oyunculuklar, diyaloglar... Gerilim ve şüphe son ana kadar gitmiyor. Sonunda ise Ray Milland'ın son derece rahat ve cool şekilde viskisini doldurması ise belkide sonunu en çok sevdiğim Hitchcock filmi olmasına sebep olmuştur.

 Özet
Hayatını fotoğrafçı olarak kazanmakta olan L.B.Jeffries bacağı kırılınca evde oturmaya ve kırılanbacağının iyileşmesini beklemeye mcbur kalır. Bu sıkıntılı günleri nasıl geçireceğini düşünürken aklına güzel bir fikir gelir. Etrafındaki komşularının gizliden gizliye fotoğraflarını çekerek bir tür ajan oyunu oynamaya karar verir. Önceleri vakit geçirmek için başladığı bu oyun bir müddet sonra değişik bir boyuta dönüşüverir. Komşularından biri yatalak durumdaki karısını öldürür ve cesedini de bahçeye gömer.Bütün bu inanılmaz olaylar gözleri önünde cereyan eden ve herşeyi kare kare görüntüleyen Jeffries için artık kabus dolu günler başlamıştır.
İnceleme-KısaKısa
 Gerilimin ustası, bu sıfata neden layık olduğunu gözümüzün içine sokuyor bu filmde. Yine tek mekan ve yine kusursuz bir gerilim. Hitchcock, küçüklüğünden beri takıntılı olduğu cinayet, katil ve kurban üçgeninde, şüphe ve gerilim dolu anlar yaşatıyor. Öylesine bir pencere kenarı, bir cinayet ve katil kim? sorusu. Her ne kadar, Hitchcock katilin kim olduğunu ucundan göstersede sonuna kadar ne olacak? sorusu hep aklımızda. Film boyu ters köşe yapar diye bekleyenler gerçekten ters köşe oluyorlar. Nasıl mı? Kaç kişi sıradan bir pencere kenarından böylesine bir gerilim şaheseri yaratabilir? İki saat boyunca tek bir pencereden izlediğimiz filmde, yine usta yönetmenin izlerini görüyoruz. Özellikle son 20 dakikası ile gerilimin dibine vuran film, farkında olmasakta oturduğumuz yerden kalkamıyoruz . Film boyunca James Stewart'ın komşularını röntgenlemesi, bir süre sonra bizde de etkisini gösteriyor ve o yakalanma korkusu bizide sarıyor. Filmin içine bu kadar kolay girmek sanırım hem Hitchcock'un hem de James Stewart'ın başarısı. Cinayetin yaşattığı gerilimin yanı sıra, arka planda ilerleyen kadın-erkek ilişkisi ise farklı bir dünya. Grace Kelly'nın film boyunca yaşadığı değişim, aşık olduğu erkek karşısında acizliği bir nevi Hitchcock'un kadınlardan intikamı sanki. Türünün en iyi örneklerinden olan Rear Window, ustanın temel taşlarından biri niteliğinde.
(Devamı! Hitchcock Sineması Üzerine -2)

Enes Biga

Some say he’s half man half fish, others say he’s more of a seventy/thirty split. Either way he’s a fishy bastard.